Buzda Açan Yangın
Share:

Buzda Açan Yangın

READING AGE 18+

Çalıkuşu Fantasy

0 read

Rüzgâr, sarp kayalıkların arasından geçerken jilet gibi keskin, diş gıcırdatan bir ıslık çalıyordu.Eski taş yapının girişindeki paslı demir kapı gıcırtıyla aralandığında, içeriye giren sadece dağın dondurucu ayazı değildi. Teoman içeriye adım attığında odadaki havanın basıncı bile değişti; tavanın kuytularında titreşen cılız fener ışığı bir an için geriye çekilir gibi oldu. Üzerindeki kamuflaj kışlık parkanın yakaları çenesine kadar kalkıktı, omuzlarında erimeye direnen kar kristalleri parıldıyordu. Ağır arazi botlarının taş zeminde bıraktığı tok ses, yüzyıllık manastır sığınağının sessizliğini bir cam gibi kırdı.Neva, tahta masanın üzerine serilmiş yıpranmış taş kitabe parçalarından başını kaldırmadı. Parmakları arasındaki ince uçlu restorasyon fırçasını sabit tutmaya çalışıyordu ama odanın sıfırın altına inen soğuğu parmak uçlarını çoktan uyuşturmuş, eklemlerini sızlatmaya başlamıştı."Burada kalamazsın."Ses ne bağırıyordu ne de içinde çiğ bir tehdit barındırıyordu. Düz, kısık, metalik ve tartışmaya zerre kadar yer bırakmayacak kadar kesin bir tondaydı. Teoman kapının pervazında durmuş, içeriye fazladan tek bir adım bile atmamıştı. Karşısındaki canlıya yaklaşmak istemeyen, sınırlarını kaba kuvvetle değil sadece duruşuyla çizen bir yabancılık vardı üzerinde.Neva fırçayı dikkatle porselen kabın kenarına bıraktı. Derin bir nefes alıp yavaşça doğruldu, üşümekten uyuşmuş burnunu çekip adama baktı. Teoman’ın yüzü, bu coğrafyanın taşları gibi çetin kış şartlarında dövülmüştü. Keskin elmacık kemikleri, gergin çene hattı ve kirli sakallarının gizleyemediği soğuk bir ifadesizlik... Gözleri ise bir insanın içine değil, arkasındaki duvara bakar gibi donuk bir buz grisiydi. Bir avcının dürbünü kadar mekanik, tek bir his kırıntısı bile taşımayan gözler."Evraklarımı gördünüz Yüzbaşı," dedi Neva. Sesindeki titremeyi bastırmak için avuçlarını masanın kenarına bastırdı. "Kültür Bakanlığı ve Valilik ortak oluru var. Bu kitabeler kış tam bastırmadan, ilk don çökmeden belgelenmezse çatlakların arasına dolan su buza dönüşecek. Yüzyıllık tarih tuzla buz olacak."Teoman gözlerini bir saniye bile kırpmadan kıza baktı. Bakışları önce Neva’nın üzerindeki yetersiz yün kazağa, titreyen solgun parmaklarına, ardından masadaki fırçalara ve kimyasal solüsyon şişelerine kaydı. Yüzünde ne bir küçümseme ne de bir alay belirdi. Sadece katıksız bir kayıtsızlık."Kâğıtların burada bir hükmü yok," dedi Teoman. Sesi bir emir subayının soğukluğuyla döküldü dudaklarından. "Aşağı vadide fırtına yolu kesmek üzere. Yarım saat içinde son devriye aracı kalkacak. Eşyalarını topla. O araca bineceksin.""Binmeyeceğim." Neva masadan destek alarak bir adım öne çıktı. Teoman’ın varlığı odayı öyle bir ağırlıkla doldurmuştu ki, göğsünde bir baskı hissetti ama gözlerini kaçırmadı. "Ben buraya sizin kişisel izninizle gelmedim. Görevimi layığıyla bitirmeden de hiçbir yere gitmiyorum."Teoman içeriye doğru ağır bir adım attı. Adımı öylesine sessiz ve dengeliydi ki, Neva gayriihtiyari yarım adım geriledi. Masanın hemen önünde, kızla arasında sadece bir metrelik mesafe bırakacak şekilde durdu. Fiziksel olarak yakındı ama çevresini saran görünmez buz duvarı öyle kalındı ki, aralarında kilometreler varmış gibi hissettiriyordu.Eldivenli elini ağır ağır kaldırdı. Masanın üzerindeki kırık, çatlakları ince kireç tortusuyla tutturulmuş küçük bir fresk parçasına uzandı. İşaret parmağının ucuyla taşa dokundu ve onu bir santim yana itti."Bu taş dağılırsa sadece geçmiş silinir," dedi, bakışlarını taştan çekip Neva’nın yüzüne mıhlayarak. "Ama sen burada dağılırsan, bir askerin nöbetinde dağılmış olursun. Ben kendi sahamda kimsenin cesedini taşımam.""Bana bir şey olmayacak. İçeride kalacağım, dışarıya adım bile atmayacağım.""Olacak." Teoman’ın ses tonu bir milim bile dalgalanmadı. "Gece hava eksi yirmiye inecek. Jeneratör donacak. Telsizler tepedeki baz istasyonu buz tuttuğu an susacak. Bu dağın ardındaki gedikten kimlerin sızdığını, kayaların arasında kimin nefes aldığını bilmiyorsun. Burası senin tozunu aldığın steril müzelere benzemez. Burada insanlar çatlayıp kırılmaz; doğrudan yok edilir."Neva yutkundu. Boğazındaki düğüm canını yaktı ama çenesini biraz daha dikleştirdi. "O zaman koruyun beni Yüzbaşı. Üniformanızın, rütbenizin gereği bu değil mi?"Teoman’ın çenesi kaskatı kesildi. Gözlerindeki gri buz tabakasının arkasında anlık, karanlık ve tehlikeli bir kıvılcım çaktı; sonra aynı hızla yerini mutlak bir karanlığa bıraktı. Kıza doğru yarım adım daha eğildi. Neva, adamın üzerinden yayılan ayazı, sert deri kokusunu ve derine işlemiş barut kokusunu ilk kez bu kadar yakından hissetti."Ben kimseyi korumam," dedi Teoman. Sesi fısıltı kadar alçak ama bir tüfeğin namlusu kadar ağırdı. "Ben sadece hedefi imha ederim. Yanımda nefes alan her sivil bir yüktür, her insan bir zaafiyettir. Ve ben zaafiyetleri arkamda bırakır, yoluma bakarım."Geri çekildi. Tek bir saniyesini bile boşa harcamak istemeyen bir refleksle arkasını döndü. Kapı eşiğine doğru yürüdü. Tam çıkarken, omzunun üzerinden dönü

Unfold

Tags: billionairedarkHEforceddramasweetbxbseriouskickingcampuscitymythologywar
Latest Updated
İkiye Bölünen Ruh

Banyo kapısını ardımdan öyle bir hırsla çarptım ki, paslı menteşelerin sesi taş koridorda bir el ateş edilmiş gibi patladı. Kilidin demir dilini tek bir sert hamleyle yerine oturttum. Parmaklarım metalin soğuğunu hissetmeyecek kadar alev alevdi.

Sırtımı duş teknesinin kenarındaki çatlak, buz gibi fayanslara yasladım. Göğsüm öyle bir hızla ……

Comment

    Navigate with selected cookies

    Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.

    If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.