SONSUZLUĞUN KIYISINDA:GÜN DOĞUMU BEKLEYİŞİ
READING AGE 16+
İstanbul’un gri göğü, Elif’in üzerine bir yorgan gibi çökmüştü. Genç kız, elindeki eski tıp kitaplarını göğsüne bastırırken, Üsküdar vapurunun soğuk korkuluklarına yaslandı. Aile özlemi, onun için hiç tatmadığı bir yemeğin kokusu gibiydi; ne olduğunu bilmiyordu ama yokluğunu her saniye hissediyordu.
"Neden ben?" diye fısıldadı rüzgara karşı. Bir evi yoktu, bir sıcak sofrası yoktu. Sadece gelecek kaygısı vardı. Ya bu sınavı kazanamazsa? Ya sığındığı o küçük çatı katından da atılırsa? Gençlik, onun için parlayan bir ışık değil, karanlık bir tünelin sonundaki belirsiz bir umuttu.
Aynı saatlerde, şehrin diğer ucundaki görkemli bir yalıda, aksiyon ve kaos hakimdi. Ömer, babasının "kirli işlerini" devralmayı reddettiği için aile büyüklerinin akraba zorbalığıyla karşı karşıyaydı. Amcası, Ömer’in üzerine yürürken bağırıyordu: "Bu soyadı taşıyorsan, bu eller kana bulanacak!"
Ömer, bir hışımla evden çıktı. Yağmur şiddetini artırırken, arabasını hızla rıhtıma sürdü. Kader, iki yaralı ruhu o gece o rıhtımda buluşturacaktı.
Unfold
Karadeniz’in Kanlı Girdabı:
Şile falezlerinin altındaki o paslı askeri dehlizlerden sızan kan kokusu, Karadeniz’in tuzu ve yosun kokusuna karışırken, Sancaktar ailesi tüm canavarları gömdüklerini sanıyordu. Ancak yeraltı dünyası, tek bir liderin ölümüyle durmayacak kadar devasa bir dişliydi. Agah’ın çöküşü, Karadeniz hattında……
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.
Waiting for the first comment……