Rüzgarı yakalamak
Share:

Rüzgarı yakalamak

READING AGE 18+

peri kızı Romance

0 read

Bir motorun dilini anlamak için kulak yetmez, ciğer lazımdır. Yanma odasındaki o son patlamanın kokusunu, pistonsuz bir bloğun feryadını genzinde hissetmiyorsan, sadece araba sürüyorsundur. Ben yıllarca sürdüm. Kazandım, kaybettim… Sonunda da o yüksek devirli rüyaların hepsini, abimin tabutuyla birlikte toprağa gömdüm.
​Şimdi sığınağım, Balat’ın rutubet kokan, zamanın teğet geçtiği bu dar sokaktı. Babamın emektar tamirhanesinde, elimde gres yağıyla eski bir karbüratörü temizlemek, pistlerin o sağır edici gürültüsünden sonra bana bir tür ibadet gibi geliyordu. Dükkânın köşesindeki emektar radyo cızırdayarak eski bir şarkıyı çalıyor, zaman ağır ağır akıyordu.
​Ta ki sokağın başındaki Arnavut kaldırımlarını zangır zangır titreten o vahşi sesi duyana kadar.
​Sesi duyar duymaz elimdeki bezi sıktım. Sıradan bir mahalle arabası değildi bu; aşırı beslemeli, çift turbolu, fütüristik bir İtalyan hiper arabasının çığlığıydı. Veloce markasının o paha biçilemez mühendislik harikalarından biri… Gömdüğüm, unutmak için kaçtığım o eski dünya, sokağın ucundan üzerime doğru kükreyerek geliyordu.
​Ses o kadar hırçın ve dengesizdi ki, tamirhanenin tozlu camları zangırdadı. Motor tam kapasite zorlanıyordu ama bir şeyler yanlıştı. Hava-yakıt karışımındaki o minik aksamayı, yakıt pompasının tıkanmak üzere olduğunu daha araba sokağa girmeden anladım.
​Derken, cumbalı evlerin gölgesini bıçak gibi yaran kapkara bir meteor belirdi. Balat’ın dar ve dik yokuşuna, bu tarihi sokaklara ait olmadığı her bir fütüristik çizgisinden belliydi.
​Ve beklediğim o an geldi.
​Araba tam bizim dükkânın önünde sert, mekanik bir metalik feryat çıkardı. Yüksek ısıya dayanamayan soğutma sisteminin pes etme sesiydi bu. Kaputtan ince, beyaz bir duman yükselirken motor bir anda sustu. Sokağı, kulakları sağır eden ağır bir sessizlik kapladı.
​Milyon dolarlık o gururlu teknoloji, Balat’ın acımasız yokuşunda diz çökmüştü.
​Yavaşça derin bir nefes aldım. Elimdeki gres yağlı bezi tezgahın üzerine bıraktım. Dumanların arasından arabanın martı kanat kapısı yukarıya doğru süzülerek açıldı. İçinden şık takım elbisesiyle, buraya hiç ait olmayan ama bakışlarından ego fışkıran bir adam indi.
​Sessizce ona baktım. Hızla yaşayanlar hep aynı hatayı yapardı: Altlarındaki makinenin bir canı olduğunu unuturlardı.
​Tezgahtan doğrulup kapıya doğru ilk adımımı attım. Kaçtığım dünya ayağıma kadar gelmişti ve görünüşe göre bu ukala adamın, şu an bu sokakta benden başka güvenebileceği tek bir ruh bile yoktu.
Dumanın arasından süzülen adam, pahalı İtalyan kesimi lacivert takım elbisesi ve parıldayan rugan ayakkabılarıyla Balat’ın tozlu kaldırımlarına adım attı. Etrafına, sanki yanlışlıkla başka bir gezegene iniş yapmış gibi, hem hafif bir tiksinti hem de büyük bir şaşkınlıkla bakıyordu.
​Veloce Holding’in her yerde boy boy fotoğrafları çıkan o meşhur CEO’su, Aslan Engin’di bu. Hız tutkusuyla tanınan, medyada imparatorluğun "soğuk ve kusursuz" yüzü olarak pazarlanan adam. Ama şu an, o fütüristik oyuncağı çöp gibi duman tüttürürken hiç de kusursuz durmuyordu.
​Kaputun başından bana doğru döndü. Bakışları tamirhanenin karanlığında, elimde gres yağlı bezle dikilen beni buldu. Birkaç saniye boyunca üzerimdeki tulumu, saçlarımdaki bandanayı ve tezgahtaki parçaları süzdü. Yüzünde beliren o küçümseyici ifadeden, beni dükkânın çırağı sandığı her halinden belliydi.
​"Bakar mısın?" dedi, gür ve emreden bir ses tonuyla. Sesindeki patron edası, Balat’ın cumbalı evlerinin duvarlarında yankılandı. "Buranın ustası nerede? Çağır çabuk, çekici gelene kadar şuna bir baksın."
​Sözleri sokağın ortasına bir taş gibi düştü. İstesem onu o ceket, o ego ve o işe yaramaz hiper arabayla sokak ortasında tek başına bırakır, dükkânın kepengini indirip içeri geçerdim. Ama kulaklarımı tırmalayan tek şey onun kibiri değil, arabanın kaputundan yükselen o hafif yanık kokusuydu.
​Yavaş adımlarla dükkândan dışarı çıktım. Güneş ışığı gözümü alırken, tamirhanenin önünde durdum. Ellerimi cebime sokup önce ona, sonra da kaputtan sızan beyaz dumanlara baktım.
​"Usta içeride yok," dedim, sesimdeki dinginliği bozmadan. "Ama olsaydı da sana aynı şeyi söylerdi."
​Aslan sabırsızlıkla kolundaki pırlanta taşlı saate baktı. "Neyi söyleyecekti?"
​"O arabanın soğutma bloğunu patlattığını," dedim, başımla kaputu işaret ederek. "Sokağın başından beri motoru 7000 devirin üzerinde zorluyordun. Yağ sıcaklığı tavan yaptı, termostat kilitlendi. Çekiciyi beklesen iyi edersin, çünkü o kafayla o arabayı bir daha çalıştırırsan motor bloğunu kucağına alırsın."
​Aslan’ın kaşları çatıldı. Bir an için laflarımın teknik doğruluğu karşısında afalladı ama çabuk toparlandı. Üzerime doğru bir adım attı.
​"Sen nereden biliyorsun?" dedi, beni baştan aşağı bir kez daha süzerek. "Sadece bu dükkândaki eski parçaları silen bir çırak değil misin?"
​Hafifçe gülümsedim. Bu gülümseme, pistlerde kupa kaldırırken attığım türden değil; sadece karşımdaki adamın ne kadar cahil olduğunu bildiğim için yüzüme oturan acı bir tebessümdü.
​"Ben o arabanın motor haritasını ta

Unfold

Tags: familyHEsportysingle motherheir/heiressdramasweetseriouskickingcitymythologyoffice/work placesuperpowerlove at the first sightaddicted to loveactor
Latest Updated
KENDİ MEZARINI KAZANLAR

LEYLA’NIN ANLATIMI

​Pistte attığım onlarca turun ardından motordan indiğimde, bedenimdeki her bir kas sızlıyordu. Ama o fiziksel acı, zihnimdeki uğultuyu bastırmaya yetmiyordu. Kaskı başımdan çıkarıp terden alnıma yapışmış saçlarımı geriye attım.

​Yukarıya, cam kaplı o lüks ofise doğru baktım. Aslan Engin, bir gölge gibi camın arkası……

Comment

    Navigate with selected cookies

    Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.

    If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.