Osmanlı'dan Malta'ya:Üç Kader, Akdeniz’i kana bulayacak büyük kuşatmanın gölgesinde, geçmişleri silinmiş üç yetimin epik hikayes
READING AGE 16+
AKDENİZ’İN GÖLGELERİ: HİLAL VE HAÇ
On altıncı asrın ortalarında Akdeniz, yalnızca ipek balyalarının, baharat çuvallarının ve Venedik camlarının taşındığı ulu ve mavi bir ticaret yolu değildi. Bu devasa su kütlesi; iki cihanın, Hilal ile Haç'ın, barut ile çeliğin amansızca çarpıştığı kanlı bir satranç tahtasıydı. Bir kıyısında Osmanlı'nın hilali, diğerinde Habsburgların haçı yükseliyor; limanlarda tüccarlar kadar casuslar, dalgaların arasında ise kalyonlar kadar acımasız korsanlar dolaşıyordu.
Her rüzgâr kıyılara başka bir feryat ve haber taşıyordu. İstanbul'dan çıkan bir irade-i seniyye Trablusgarp'a ulaşmadan önce denizde kaybolabiliyor, Mısır'dan kalkan bir ticaret gemisi Kıbrıs açıklarında iz bırakmadan ortadan kaldırılabiliyordu. Akdeniz'in görünmeyen savaşçıları da vardı. Bayrak taşımayan gemiler, sahte isimlerle dolaşan tüccarlar, limanlarda kulak kabartan casuslar ve hangi tarafa hizmet ettiği belli olmayan adamlar... Bazen savaşın kaderini bir donanma değil, bir sır belirliyordu.
Doğuda, fethettiği topraklar ve sarsılmaz kudretiyle üç kıtaya yayılan Sultan Süleyman Han'ın Osmanlı İmparatorluğu, denizlerde de hâkimiyetini genişletmek istiyordu. Barbaros Hayreddin Paşa'nın mirasıyla yetişen Piyale Paşa ve Turgut Reis gibi denizciler Osmanlı sancağını Akdeniz'in dört bir yanında dalgalandırırken; batıda Kutsal Roma İmparatoru V. Karl — Şarlken — ve müttefikleri bu ilerleyişi durdurmak için mücadele ediyordu.
Ve bütün bu devasa güç savaşının tam göbeğinde, Akdeniz'in kalbine saplanmış, sarı kalker taşından bir kaya parçası gibi yükselen stratejik bir ada vardı: Malta.
1530 yılında İmparator Şarlken tarafından Malta'ya yerleştirilen St. Jean Şövalyeleri, adayı yeni yurtları ve Osmanlı'ya karşı yeni bir mücadele merkezi hâline getirmişlerdi. Beyaz pelerinlerinin üzerinde taşıdıkları sekiz köşeli haç, onları Hristiyan dünyasının gözünde kutsal savaşçılar yapıyordu. Sicilya ile Kuzey Afrika arasında uzanan bu küçük ada, Batı ve Orta Akdeniz'e açılan deniz yollarını gözetlemek için eşsiz bir noktadaydı.
Osmanlı bunu biliyordu. Şövalyeler de biliyordu. Ve iki tarafın da bilmediği bir şey vardı: Bir gün bu adanın hesabı nihai olarak görülecekti ve bu savaş yalnızca toplarla kazanılmayacaktı. Kuşatma başlamadan önce kalelerin içine giren bilgiler, geceleri el değiştiren mektuplar da savaşın bir parçası olacaktı.
Fakat henüz tarih, o kanlı günlere ulaşmamıştı. Şimdilik yalnızca Akdeniz bekliyordu.
Unfold
IV. BÖLÜM: DENİZİN DİŞLERİ (1554)
Zaman, Akdeniz’in köpüklü suları gibi durmaksızca akıp gitmiş; aradan geçen beş amansız kış ve beş kızgın yaz, çocukların masumiyetini söküp alarak yerlerine yaklaşan fırtınanın gölgelerini bırakmıştı. Yıl 1548’den 1554’e evrilirken Akdeniz, Hilal ile Haç arasında kelimenin tam anlamıyla bir barut fıçı……
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.
Waiting for the first comment……