1
VISITORS
0

ABOUT ME

ABOUT ME

FOLLOWING
You are not following any writers yet.
More

STORY BY Mavi Tinta

KARANLIKTA İKİ GÖLGE

KARANLIKTA İKİ GÖLGE

Reads

Kerem Dağhan, Özel Kuvvetler’in en soğukkanlısı.Ece Şimşek, MİT’in en keskin nişancısı.Bir gece, Suriye-Irak sınırındaki terk edilmiş bir kimyasal tesiste yolları kesişiyor.Tuzak kokan bir operasyon, patlayan roketler, peşlerindeki gölgeler…Ve birbirlerine doğrulttukları namlular.İkisi de hayatta kalmak için birbirine muhtaç.İkisi de birbirine güvenmemeli.Ama nefesleri karıştıkça, tenleri değdikçe, bakışları kilitlendikçe…güven, öfke ve arzu tek bir şeye dönüşüyor: birbirlerine olan bağlılık.Kan, barut, ihanet ve yalan dolu bir dünyadaiki asker, iki aşık, iki avcı…aynı kaderi paylaşmak zorunda kalıyor.Birlikte kaçacaklar.Birlikte savaşacaklar.Birlikte sevecekler.Ve belki de…birlikte kazanacaklar.

Updated at

Read Preview
Kül ve Pusula

Kül ve Pusula

Reads

Bölüm 1 – Tozlu KutuAksaray’ın merkezinden 22 km uzaklıkta, Yenikent’in hemen dışında, tek katlı, bahçesi kurumuş bir evde oturuyordu Zeynep. Ev, babasının emekli maaşıyla alınmıştı; ne güzel, ne çirkindi. Sadece sessizdi. Zeynep buna alışkındı artık.Üç yıl önce İstanbul’da bir televizyon kanalında saha muhabiriydi. Suriye sınırında, Irak’ın kuzeyinde, en tehlikeli yerlerde mikrofon tutmuştu. Sonra bir gece, Habur kapısında, koruması olmayan bir konvoyun içinde kurşun yağmuruna tutulmuşlardı. Kamera arkadaşı Ömer ölmüştü. Zeynep sağ kurtulmuştu ama sol omzunda hâlâ kurşun parçası taşıyordu. Doktorlar “çıkarmaya değmez, hareket ettikçe hatırlatır” demişlerdi. Haklıydılar.O günden beri haber yapmıyordu. Telefonu sessizde, mail kutusu dolu, Instagram hesabı donmuş. Babası “kızım dinlen” diyordu, annesi “evlen artık” diyordu. Zeynep ikisini de dinlemiyordu.O akşam, 3 Şubat 2026, hava eksi 9’du. Zeynep sobayı yakmış, eski bir battaniyeye sarılmış, elinde naber çayıyla pencereden dışarı bakıyordu. Kar yağıyordu. İnce ince, sanki gökyüzü un eliyordu.Kapı çalındı.Zeynep irkildi. Saat 22:40’tı. Bu saatte kimse gelmezdi. Babası ve annesi komşuda, ramazan öncesi yardım toplama toplantısındaydılar.İkinci kez çalındı. Daha kararlı.Zeynep kalktı, mutfaktan babasının eski av tüfeğini aldı – içi boş, ama korkuturdu – ve kapıya yaklaştı.“Kimsiniz?”Dışarıdan boğuk bir erkek sesi:“Zeynep… kapıyı aç. Soğuktan donuyorum.”Ses tanıdık değildi ama bir yerden tanıdık geliyordu. Sanki rüyada duymuş gibi.“Adın ne?”“Emir. Emir Kaya. 2022’de Mardin’de röportaj yapmıştık. Hatırlamazsın ama ben hatırlıyorum.”Zeynep’in kalbi tekledi. Evet, hatırlıyordu. Mardin’de, bir dağ köyünde, kaçakçılarla ilgili bir haber yapmıştı. Orada bir adam, sivil kıyafetli, sakallı, gözleri çok dikkatli bakan biri, ona su vermiş, “dikkat et, bu yollar affetmez” demişti. Sonra kaybolmuştu.Kapıyı araladı. Tüfeği hâlâ elinde.Karşısında uzun boylu, siyah montlu, kapüşonu başına çekmiş bir adam duruyordu. Yüzünün yarısı karanlıkta. Ama gözleri… aynı gözlerdi.“Ne istiyorsun?”“İçeri girebilir miyim? Beş dakika. Sonra giderim.”Zeynep bir an tereddüt etti. Sonra kapıyı tamamen açtı.Emir içeri girdi. Karları silkeledi. Elleri titriyordu ama soğuktan mı, başka bir şeyden mi anlaşılmıyordu.Salona geçti. Sobanın karşısına çöktü. Zeynep tüfeği bırakmadı.“Konuş.”Emir montunun iç cebinden küçük, metal bir kutu çıkardı. Eski, paslı, üstünde soluk bir pusula kabartması vardı.“Bunu tanıyor musun?”Zeynep kutuya baktı. Hayır, ilk defa görüyordu.“Hayır.”Emir kutuyu açtı. İçinde tek bir şey vardı: sararmış bir kâğıt parçası. Üstünde el yazısıyla yazılmış koordinatlar ve tek bir cümle:“44. harf gömülü. Onu bulan her şeyi yakar.”Zeynep kaşlarını çattı.“Bu ne?”“2021’de, Irak’ın kuzeyinde, bir mağarada bulundu. Peşmerge birliği ele geçirdi. Sonra kutu kayboldu. Resmi kayıtlarda yok. Ama istihbaratta herkes biliyordu. Kimse açmadı çünkü üstünde ‘yanlış ellerde kıyamet’ yazıyordu.”Zeynep güldü. Sinirli bir gülmeydi.“Komplo mu anlatıyorsun bana?”Emir başını kaldırdı. Gözlerinde yorgunluk vardı.“Hayır. Gerçek. Ve o kutu şimdi bende. Ama peşimdeler.”“Kim?”“Eski birimim. Ve birileri daha. Daha tehlikeli.”Zeynep sandalyesine oturdu. Tüfeği kucağına koydu.“Niye bana geldin?”“Çünkü senin adın o kâğıdın arkasında yazıyor.”Emir kâğıdı çevirdi. En altta, çok küçük harflerle:“Zeynep Aras – son tanık.” Zeynep’in nefesi kesildi. Aras, annesinin kızlık soyadıydı. Kimse bilmezdi.“Bu benim adım değil.”“Yalan söyleme. Biliyorum. 2022’de Mardin’de bana su verdiğimde sen değildin. Ama senin kameraman Ömer’di. Ve Ömer o kutuyu fotoğraflamıştı. Fotoğraf sende kaldı.”Zeynep sustu. Gerçekten de telefonunda eski bir klasör vardı. Silmeyi unutmuştu. İçinde Ömer’in son çektiği birkaç bulanık fotoğraf. Mağara, kutu, koordinatlar…“Niye şimdi?” diye sordu.“Çünkü üç gün önce biri evimi bastı. Ankara’da. Her şeyi yaktılar. Ben kaçtım. Tek bildiğim yer burasıydı. Senin adın yazdığı için… buraya geldim.”Zeynep kâğıda uzun uzun baktı.“Ne istiyorsun benden?”“Koordinatları çözmeme yardım et. 44. harf neyse, bulup bitirelim. Sonra kaybolurum. Söz.”Zeynep güldü yine. Bu sefer daha acı.“Ben gazeteciyim, define avcısı değilim.”“Sen gazeteci değilsin artık. Sen hayattasın. Ve hayatta kalmak istiyorsan, bu kutuyu birlikte açmalıyız. Çünkü peşimizdekiler seni de bulacak.”Tam o sırada evin dışında farlar yandı. Bir araç durdu. Motoru açık kaldı.Emir ayağa fırladı.“Geldiler.”

Updated at

Read Preview

Navigate with selected cookies

Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.

If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.