That day i was supposed to go with my mom to celebrate my birthday, i came home and was so excited to go. Until i saw my mother lying bloodied on the kitchen floor. 3 bullets in the chest, her life could’t be saved. She died on my 12th birthday. She was the only one i had but she died and at that time i didn't know what caused it, why would anyone want to kill her, she was very kind and friendly to everyone. And no one tell me what happened, even police. They were never found, or maybe they are being protected.
Bilinmeyen numara: Sen çiçekleri çok severdin mesela Bilinmeyen numara: Ama sanırım şu an en sevdiğin çiçek kaktüs Bilinmeyen numara: Benziyorsunuz, dikenleriniz var, duvarlarınız ve ben o duvarları yıkmaya geldim Bilinmeyen numara: Eski seni ruhunun dipsiz kuyularından çıkarmaya Bilinmeyen numara: Düştüğün yerden seni kaldırmaya geldim. Bilinmeyen numara: Alırım bir hoş geldin Eser: Geldiğin gibi siktirip git
"Önüne baksana. Anlamıyorum benim gibi birisini nasıl görmüyorsun? Öyle küçük boylu da değilim ki." Bir kadın neden bu kadar çok konuşur? "Bilerek çarpmadım küçük hanım. Ayrıca o kadar yüksek boylu da değilsin. Ha bu arada çok konuşuyorsun." Son söylediğimle neredeyse gözlerinden ateş çıkacaktı. "Bana baksana sen kim olduğunu sanıyorsun? Ne hakla benimle böyle konuşursun? Hem bana çarp, hem özür dileme, hem de hiç suçu yokmuş gibi laf yetiştir. Oldu canım başka arzun?" "Çok konuşmaman. İnan ki, başka bir şey istemiyorum." "Ay delireceğim. Hala üste çıkıyor ya." "Tamam küçük hanım sen delirmeden ben özrümü dileyeyim." "Yok öyle şey. Hem onca laf say, hem baştan savma özür dile. Ben kabul eder miyim hiç?" Tam cevap vereceğim zaman arkadan gelen sesle susmuştum. "Zümra bir sorun mu var?" Demek ismin Zümra küçük hanım. İlk defa duyduğum bir isim hayatımın merkezine yerleşecekti benden habersiz. "Yok canım bir sorun. Beyefendi özür diliyordu zaten değil mi?" Kaşlarını havaya kaldırıp dik dik yüzüme bakıyordu. Özür dilemeden kurtuluş yok değil mi küçük hanım? "Kusura bakmayın yanlışlıkla size çarpıp vaktinizi aldım." Ben de Alp Korkmazsam bu iş burada bitmedi Zümra hanım. Korkmaz holdingin tek varisi Alp Korkmaz ressam bir kıza takılı kaldı. İki inatçı keçi orta yolda buluşur mu bilinmez. Birbirlerinden habersiz intikam planları kurarken aşk onlara büyük bir sürpriz yaparak kapılarını çalıp kaçtı. Ve ne tesadüf kapının arkasında deli dolu küçük bir kız.
Geçmiş der susarız. Peki ya geçmiş her zaman geçer mi? Ardında bıraka bilir misin anıları ve acıları? Anılar geçmişi geleceğe taşımaz mı??? Taşır. Hem de öyle bir taşır ki şaşar kalırsın. geçdi dediğin bütün anıların birer birer gözünün önünde seninle raks eder yaşadığın acıdan fark edemezsin. Seni senden alıp sensiz bırakır da haberin olmaz. Yaralı 4 kalp. Acı derin sızı ince. Onlar boyunlarına pranga olan geçmişlerinden kurtula bilecekler mi? Attıkları her adım da geçmişin tozlu sayfalarından sıyrılıp bu günü yaşaya bilecekler mi? sığındıkları yaralı kalp kanayan yaranın sarılmasına izin verecek mi? İki ayrı ülke. İki ayrı şehir. İki ayrı dil. Aynı yara. Belki de onları birleştiren acılarıydı. farklı ülkeler olsa bile, acının dili aynıdır. iki yaralı kalp nerede olursa, olsun bir birini bulur. Er ya da geç. İki kalp hayin zamanın elinde bir birine geç mi kaldı? İki dost. İki kardeş. İki yaralı. Bekliyordu kalpleri acılarını küçümseyeni değil, yarasını kendi yarası gibi saranı. Bekliyordu adam. Ruhunu prangalardan kurtaracak kadını. bekliyordu kadın, yarasını kendi yarası gibi bilecek adamı. İki kadın. Ayrı şehir. Ayrı ülke. Bir tesadüf eseri tanıştılar ve bir daha kopamadılar. Yıllara ve mesafelere inat acılarının elinden tutarak büyüdüler. Düştüler, birlikte kalkmayı öğrendiler. Ağladılar, gözyaşlarını silmeyi öğrendiler. Şimdi birlikte yürüme zamanı. Her ikisinin yarası aynı. Gülüşlerine sakladılar acılarını. Beklediler. Kabullendiler. Anladılar. Hayat zor. Tutunmak için bir dal, bir umut lazım. Tutundular bir birlerine. Onların umudu bir gün karşılaşmak ve kalpten gülümsemek...
Hannah is a young British-Pakistani girl living in East London. Her strict household makes it difficult for her to escape from the pressure of being a good daughter. One such pressure leads her on a fairy-tale romance with a guy she meets at the British Museum. He ticks all the boxes except one. He isn't human. He belongs to the realm of Jinns. Hannah soon discovers the guy she's falling in love with is a prisoner, bound to an ancient vase for 1000 years for a crime that wasn't entirely his fault. To release the love of her life from his sentence, Hannah must embark on a dangerous journey that will not only break her away from her own family but will also attract the attention of entities in the Jinn world that should never have learned how far a human will go to save the Jinn she loves. Don't Say the Jinn Word is created by MAVIE, an eGlobal Creative Publishing author.
Kaçıp gitmek istersin bazen. Kendinden kendi uzağına. Farkındasındır oysa nereye gidersen git, kaçmak istediklerin seninle gelecektir. Peki gerçekten gitmek diye bir şey varsa? Yaşayarak öğrenecek genç kadın. 25 yaşında ilk defa tasavvuf ile tanışırsa ne olur? Girdiği bir sahaf çıkış kapısı olabilir mi? Kimsesiz kalan ruhu ailesini bulur mu? Ve en önemlisi kadın gerçek aşkın varlığında savrulur mu?
"Bazen Mavi bazen Gri." der hep babam. Bunun ne anlama geldiğini hep düşünürüm. Ben onun hayatını renksizleştirirken Mavi renk mi katıyor diye hep kafamda kurarım. Böyle olmadığını ve birazcık düşünürsem ne demek istediğini anlayacağımı söyler hep. Sizce ne demek istediğini anlayabilecek miyim, belki de çoktan biliyorum. Hep beraber görmeye ne dersiniz?
Seis grandes amigas estavam juntas desde pequenas, elas cresceram juntas e agora estavam no último ano do ensino fundamental, estavam no 9º ano. Eram consideradas as "nerds" na escola, somente por tirarem as melhores notas e usarem roupas e moletons largos que não davam muita credibilidade ao seus físicos. Cada uma tinha seu grande amor, para o azar delas eles eram os populares da escola e eles as zoavam .Todas as garotas da escola menos elas davam em cima deles. Uma dessas 6 garotas era até irmã de um deles, ela era zoada pelo mesmo, mesmo sendo irmã dele .E no último dia de aula elas resolveram se declarar, mas algo aconteceu. Anos depois elas voltaram do Brasil, aliás voltaram bem diferentes tanto no visual como na personalidade, a é elas voltaram com uma pessoa que foi na viagem com elas e está de volta também. Casais ficarão juntos? Elas ainda amam seus primeiros amores? E eles? Será que ficarão com elas? Qual será o rumo dessa história? Está interessado? Continue a ler para saber o rumo da história dessas 6 garotas.
Bilinmeyen numara: Zaaaaa Bilinmeyen numara: Yeni hat aldım Bilinmeyen numara: Yazamam sandın değil mi? Bilinmeyen numara: Kurtulurum sandın değil mi? Bilinmeyen numara: Kudur Eylem: ? Bilinmeyen numara: Hadi ama Bilinmeyen numara: Eminim ki kantin sırasını çaldığın bu insanı asla unutmazsın Eylem: Lan yine mi sen? Bilinmeyen numara: Ben de aynen böyle söyledim Bilinmeyen numara: "Lan yine mi sen?" dedim. Bilinmeyen numara: BUGÜN YİNE KANTİNDE SIRAMI ÇALDIN
Ege: Yarına kadar süren var. Ege: Vazgeçmeyi düşündüğün an bile doğru yoldasındır demek. Ege: Bir kez olsun küçükken tanıdığım Selin ol. Ege: Yıldız kaymıyor diye ağladığımda, pencereden aşağı yıldız şeklinde kestiği kağıtları kafamdan aşağı döken Selin ol. Ege: "İstediğin yıldız olsun be Egecan" de mesela... Ege: Hani insan yedisinde ne ise yetmişinde de o oluyordu? Ege: Değişmemeni isterdim. Ege: Söylesene, sen neden değiştin?
The mating gala, a celebration in honor of the moon goddess organized by the king and queen. When werewolves come of age they come here with one goal: to find their mate. This year will be special as the royal twins, prince Aurian and princess Auralia will be joining the ball. Every girl in the kingdom dreams of being princes mate and me? I don't really care at all, I just want to meet my mate and live happily ever after.
Usulca dalıp gittim denizin en uçsuz bucaksız yerlerine kumsal da otururken... Oysa 1 hafta önce hayatım ne kadar da normal ve sıradan Dı her şey olması gerektiği gibiydi her şey sıradan Dı ama şimdi öyle değil şimdi nasıl başa çıkacağımı bilmediğim bir sürü derdim olmuştu. Derin bir iç çektim ve gözlerimi kapatıp arkaya doğru uzandım. Kaybolup gitmek istiyordum yok olup her şeyi unutmak istiyordum.Hee bu arada ben Tuğçe.Musmutlu giden bir hayatımın 1 haftada çöküş hikayesi..1 hafta önce..."hadi kızım artık uyanmalısın saat kaç oldu" diyen annemin tatlı sesiyle açtım gözlerimi gerçi açmakta da baya zorlanmıştım, uykuyu seven bir insandım akşam 8 de bile yatsam ertesi gün öğleye kadar uyuyabilirdim ama bu çokta mümkün olan bir durum değildi. Gözlerimi açmış dışarıdan süzülen ışığa karşı direnmeye çalışıyordum aynı zamanda da hayatıma sorgula evresiydi bu, ama bu sefer o kadar uzun sürmedi çünkü annemin tatlı sesi yine düşüncelerimi bölmüştü. Onu daha fazla sinirlendirmek istemedim çünkü sinirlenince Laz damarı tutuyordu ağzından çıkan hiçbir şeyi anlamıyordum hatta bazen annemi tanımakta zorlanıyordum.. Evet annem babam dedelerim babaannem anneannem yani kısaca tüm sülale rizeliydik bende de biraz asilik vardı ama okulu dışarıda okuyunca her zaman geçerli olmuyordu o asiliğim.. Yataktan doğruldum camdan denize bir göz kırpıp banyoya doğru ilerledim, odam deniz manzarılıydı çünkü denize yakın bir yalıda oturuyorduk aile durumumuz baya iyiydi bende evin tek çocuğu Tuğçe aslanoğlu.Annem ile babam ayrılınca dedem babamın soy adını taşımamı istemedi beni kendi evladıymış gibi nufüsuna aldı babamla da görüşmemi yasakladı ki zaten o demese Bile ben onunla görüşmek istemezdim çünkü babam iki kadının yani benim ve annemin çok fena kalbini kırmıştı onu hiç affetmedik affetmeyede niyetimiz yoktu. Kısa bir duşun ardından çiçekli mini elbiselerimden birini üzerime geçirdim üzerin de papatya desenleri vardı papatyalara bayılırdım en sevdiğim çiçekti. Sütlü karemel su dalgası saçlarımı da salık bırakıp ön perçemlerime hafif çekil verdim çok makyaj yapmayı seven bir insan değildim benim için bir rimel ve ruj yeterliydi. Beyaz spor ayakkabılarımı da ayağıma geçirip aşağı indim, annem bana biraz tatlı ama birazda kızgın bir şekilde bakıyordu annemle babam boşanınca dedem bizi bırakmadı onun evinde yaşamaya başladık dedem 45 50 yaşlarında bir adamdı ama gören 45 yaşında demezdi gayet formunda bir adam Dı. Karanlık işlerle uğraştığı çok belliydi ama hiçbir zaman kurcalamadım zaten aslanoğlu soyadını almamı bundan dolayı istiyordu bana zarar gelmemesi için bir soy adı insanı ne kadar koruyabilirdi ki."günaydın ayçiçeğim" diyip annemin yanağına ufak bir buse kondurdum oda bana aynı şekilde içtenlikle gülümseyip yanağımı öptü."bu gün bir planın var mı kızım" diye sordu annem."arkadaşlarla sahilde buluşup alışverişe gitmeyi planlıyorum anne hayırdır yoksa senin başka bir planın mı var"Diye sordum annemle arkadaş gibiydik her şeyi konuşup bir şekilde yolunu bulurduk." yok kızım öylesine sordum seni böyle özenle giyinmiş görünce dedim herhalde artık bir erkek arkadaş var" diyip göz kırptı.Ama ben annemin aksine gözlerimi devirdim, çünkü birine aşık olmak sevmek bunlar bana tuhaf geliyordu bu zamana kadar hiç aşık olmamıştım hatta hiç sevgilim bile olmamıştı bana boş gelen şeylerdi sanki birini hayatıma alırsam sonunda babam gibi çekip gidicek sanıyordum o yüzden bir erkekle olmak hayatta istediğim en son şeydi.Annemle güzel güzel sohbet edip gülerek kahvaltımızı yapmıştık. Sonra ben annemi tekrar öpüp evden çıktım. Karşımda da bir ton koruma vardı dedim ya size dedem karanlık işlerle uğraşıyor diye işte bunlarda onun kanıtıydı. Korumalara selam verip arabama atladım ve yola koyuldum aynadan baktığımda bir kaç Koruma benim arabamı takip ediyordu asla korumasız dışarı çıkamıyordum dedemin kesin emriydi. Telefonumu arabaya bağlayıp hiçbir şeyi umursamadan bir şarkı açtım ve söylemeye başladım sesim güzeldi herkes beğenirdi bende şarkı söylemeye bayılırdım. Sahile yaklaşınca gizemi aradım. Gizem benim en yakın arkadaşımdı onun durumu bizimki kadar iyi değildi zor bir hayatı vardı hem çalışıp hemde okumak zorundaydı bir çok kez ona yardım edeceğimi söylesem de hiçbir zaman bunu kabul etmedi gurur yapıyordu belkide ama ona hak veriyordum ben olsam belki bende aynısını yapardım." alo çiçeğim neredesiniz" diye sordum."sahile geldik canım seni bekliyoruz hadi çabuk ol" diye emir verdi bana emir vermeye bayılırdı."emriniz olur madam" dedim ve güldüm, oda aynı şekilde karşılık verdi bana. "10 dakika sonra oradayım" dedim ve kapattım.Biraz zaman geçtikten sonra arabadan inip gözlüğü gözüme taktım hava hem çok sıcak hemde çok güneş vardı hassas ve renkli gözleri olan bi kızdım gizeme göre bu dünyaya gönderilmiş bir peri kızıydım abartıyordu. Gizeme doğru yürürken bir çok kişinin bana baktığını görebiliyordum her şekilde dikkat çeken bir tipim vardı.Gizemi görünce kollarımı kocaman açıp ona sarıldım sadece 2 gündür görmüyordum, ama bana yıllar ol
''biliyorsun dostum o kız benim tipim değil, benim ona karşı bir şey hissetmem olası değil, ben sadece anne babası olmadan , zor şartlarda büyümüş bir genç kıza yardımcı olmaya çalışıyorum o kadar, inan bana staj için onu kabul etme sebebim başka bir şey değil '' dedi genç adam '' öyle diyorsan öyledir kardeşim ne diyebilirim ki '' diye cevapladı onu Kenan genç kız aralık kapının ardında konuşulan her şeyi duymuş , kalbine hançer yemişti sanki, dolan gözlerine lanet ederek elinde kahvelerle kapıya vurdu '' kahvelerinizi getirdim hocam '' diyerek ortadaki sehpaya kahveleri bırakıp iki adamla göz göze gelmemeye çalışarak odadan çıkmak üzereydi ki Kenan '' iyi misiniz '' diye sordu Günce '' ben iyiyim teşekkür ederim '' diyerek odadan kendini dışarı attı. kapıdan çıkar çıkmaz akmayı bekleyen yaşlar yağmur gibi akmaya başladı ... Günce bu dersi geçmek istiyorsan biraz daha odaklanmak zorundasın '' dedi genç kızı odasına çağıran hocası. '' be... ben biliyorum hocam tekrar özür dilerim kendimi toparlayacağım söz veriyorum '' dedi. yaşlı kadın '' tamam sana güveniyorum '' derken kapıyı gösterdi. odadan çıkan genç kız tuttuğu göz yaşlarını bırakıverdi. ne yapacağını bilemez halde okulun tuvaletine attı kendini, son zamanlarda tek düşündüğü bir şey vardı, daha doğrusu tek bir kişi genç hocası Mert, Günce kendine çok kızıyor ama içindeki duygulara da engel olamıyordu. ne demişti genç adam '' o kız benim tipim değil ona karşı bir şey hissetmem olası değil ben sadece ona acıdım '' tabi ya lafı oraya çıkıyordu acımak acımıştı o yüzden stajı kabul etmesini sağlamıştı Günce 'nin ...
Benua adalah Ketua Tim, dari sebuah Tim Investigasi Khusus bernama Undercover, Tim yang di bentuk, untuk memecahkan kasus-kasus berat, yang mempelajari tentang Pola Pikir Kriminal! Tim Undercover pun terdiri dari mereka yang terpilih, dan memiliki IQ tinggi. Hingga mereka di hadapkan pada sebuah kasus Pembunuhan Misterius yang meninggalkan sebuah tanda ‘Not Musik', seperti Pembunuhan 10 tahun yang lalu. Sedangkan Pembunuh tersebut telah di nyatakan meninggal karena kasusnya telah lama. Di saat tengah melakukan Investigasi, Benua harus kehilangan satu persatu tim miliknya. Apakah Benua bisa memecahkan misteri Pembunuhan ‘Not musik' tersebut ataukah dia akan Kehilangan seluruh anggota Tim yang dia miliki? Instagram : mavixora
Dear Reader, we use the permissions associated with cookies to keep our website running smoothly and to provide you with personalized content that better meets your needs and ensure the best reading experience. At any time, you can change your permissions for the cookie settings below.
If you would like to learn more about our Cookie, you can click on Privacy Policy.